Yaşasın Ezilen Halkların Minimalistliği!

Bir yazının en uğraştıran kısmı, ilk cümlesi olabilir. Neyse ki bu işi böylece hallettim ve direkt konuya girebileceğim.

Merhaba!

Son dönemlerin işe yarar sayılı akımlarından biri olan minimalizme kafam şiddetle yattığında, henüz akım makım değildi bu işler tabii, ama iyi ki oldu sonradan. Bakın, ne hoş bir şey.

Peki bir insanın kafası bu işe nasıl yatar, birden mi yatar, yatsa neye yarar, ne yapmaya çalışıyorsunuz kendinize gelin.

***

Kendimi bildim bileli -kendi alanımda- düzen severim ve başka türlüsünü -zaten yeterince karışık olan- kafam kaldırmaz. Fakat evlenmeden önce basit düzlükte ve kabaca, yani işte daha ziyade kendi odamızdan sorumluyken, evlenince durum değişir, malum.

Medeni halim değişince ben de kendimi, mutfaktaki çekmecenin köşesine düşmüş bir adet kürdanı bile kapsayan bir iş kümesinin içinde buldum. Gözümün alabildiği her şey benden bir şeyler yapmamı bekliyor, aslında bizden evet, heheh, ama işte bazen… Ve ben yaşamsal fonksiyonlarımızı sağlıkla sürdürebileceğimiz standartı sağlamaya çalışırken dahi patinaj çekiyorum. Yani pişirmek-taşırmak ve sürekli yaşanan bir ortamı en basitinden kokmayacak kadar, kimsenin bitlenmeyeceği kadar temiz tutmak zaten kolay değilken, ayrıca durmadan yağlanan aspiratör insanın yollarda yatasını getirtiyor.

İrili ufaklı her şey belli bir iş istiyor, bu kesin. Ve üzgünüm, bizim için daha fazla. Çünkü eğer iki yüz tane yemenimiz, on bin tane patiğimiz, havlumuz, havlumuzun kenarında dantel, yatağın altında, dolabın tepesinde, çekmecelerin içinde filan yorgan yoksa, bu hal Anadolu’da nikaha engel teşkil eder. Ve daha bir sürü şey:

En az iki oturma odası, biri ”basic” diğeri özel kullanıma mahsus. En az bir vitrin, her raf için asla yıkanamasın diye tercihen pullu boncuklu en az iki dantel, dört takım fincan ve üç dal biblo ve birkaç başka şey daha. En az iki çekyat, her birinin depolama kısmına en az iki yorgan. Her yorgan için iki yastık, her koltuk için elli tane kırlent. Binlerce nevresim takımı. Misafir gelir. Her an herhangi bir kavim göçüp bizim eve yatıya gelebilir. Eyvahlar olsun acıkmışlardır yolda kesin, zaten acıkmasalar da yiyecekler, mecbur, yedekte bir yemek takımı da gerek, kaşıklar, çatallar, özel bardaklar da gerek. Burası doldu onları nereye koyucaz, ay yaklaştılar iyice, Allahım ne yapıcaz!

***

İşte bu topraklarda evlatlar böyle everilir, biliyoruz. Bense çevremizde gerçek bir devrimci olarak bilinirim, üç kişi filan net olarak biliyor artık bunu. Biri annem, biri kayınvalidem, biri de işte yengem galiba yazık. Havlu kenarları yengemin ailemize yaptığı tarihi bir jestti ve aylarca takdir edildi. Yaptığı şey gerçekten çok etkileyici, ama beni değil, üzgünüm. Daha habire gömlek ütülemekle barışamamışken, havlunun dantelini de ütülemem gerekirse her şeyi bıçaklarım. Zaten kurularken yüzümüzü yoluyor, yırtıyor, cırmalıyor o danteller, sökün onları. Sağ baştan kullanmaya başlasam, havlu bitmeden ay bitiyor. Hayır böyle bir şey yok, kabul etmiyorum.

Bir çoğumuz bu sebeplerle mağduruz bir bakıma. Bugün olsa eve sokmayacağımız bir yığınla yaşıyoruz, biliyorum. Ama bir şekilde girdi ve istemiyorsak tıpkı küçük çiyanların yaptığı gibi, ufak ufak, ince ince, zamana yaya yaya azaltmakta fayda var. Devrimde galeyana gelmemek ve ince hesap esastır.

Havlular, yemeniler, patikler ve ne varsa işte, meraklısına peyderpey hediye edilebilir pekala. Ya da işte verin hepsini birine, ne bileyim. Sadece yazları güneşlendirip geri kaldırdığınız yorganlarla birileri gerçekten ısınabilir ve böylesi çok tatlı olur. Annelerinizin size küsme ihtimali var, delirmeyin kesin küsecekler, yorgan demek altın demek bu coğrafyada, elmas demek, yakut demek. Küsecekler, ama olsun, geçer.

***

Neden vitrinimiz olmamalı ve neden şunumuz da olmamalı konulu söyleşilere açık değilim.

Denklem şu: Ne kadar çok eşya, o kadar çok iş. Ne kadar çok iş, o kadar az zaman.

Her şey hızla dağılıp kirleniyor ve bunu dengede tutma ihtiyacı yalnızca titiz insanlara mahsus değil. Detayda farklılık gösterir muhakkak ama genel olarak bunu herkes sever. Ev ne kadar kalabalıksa iş o kadar ciddi bir enerji gerektiriyor ve bir noktada eşyaya esir olmuş oluyor insan, en net özetle.

İki nevresim takımıyla on nevresim takımının, beş havluyla yirmi havlunun kapladığı yer aynı değil. Az eşya, az kıyafet, az ayakkabı, az çanta vs. Her şey azalırsa depolama ihtiyacı da azalıyor ve otomatik olarak ev ferahlıyor, iş ferahlıyor, insan ferahlıyor.

İkinci bir koltuk takımı, en iyi ihtimalle, senede iki kere tek koltuk silmek varken iki koltuk silmek anlamına geliyor, ki bunu seveceğinizi sanmam. Oturma odasına hayır, oturma odaları kapatılsın, tek bir yaşam alanı iyidir. Geriye fazladan bir oda kalıyorsa eğer, o odada dünyanın bütün çamaşırları sizin evdeymiş gibi hissettiren kurutma ve ütüleme gibi malum işlerinizi görebilirsiniz.

Sıfıra yakın aksesuar iyidir, sıfır değil dikkat edin, sıfıra yakın. Çünkü ruhumuzu kaybetmeye de lüzum yok şimdi üç günlük dünyada. Aksesuarları bir noktada toplamak iyidir, evin geri kalanı sakinleşir ve böylece her şey daha göz alıcı bir hale gelir.

Dikkat edin, ARAMIZDAN BAZILARI GİBİ işi takıntıya vardırmamak iyidir. Ne kadar oluyorsa o kadar. Tek bir biblo kaldırsanız dahi iş yükünüzü hafifletmiş olursunuz, iyidir. Ama yine de istiyorsanız kalsın, japonlara bakmayın siz, hiçbirinin görümcesi yok.

Çocuklu evlerde bilhassa, yani bitki örtüsünün zaten lego ve jenga olduğu evlerde, tek bir berjerin bile göze battığı o sulardan aman aman uzak durarak, kafayı kırmayarak, evi icra gelmişe, taşınıyormuş da eşyaların yarısı henüz kamyondaymışa çevirmeden, ruhunu serbestçe ortaya koyarak, sadece işte ruhun sakince salınabileceği bir alan açmak esas gayedir.

Renk mevzuları önemsenmez. Tüm odayı baştan aşağı boşaltıp yerini daha beyazıyla, daha düz hatlılarıyla doldurduktan sonra bir de oturup youtube videosu çekene gülünür geçilir.

Bu işler böyledir.

***

Ciddi anlamda büyük rahatlık, evet. Ama bir günde, bir haftada, bir çırpıda yapılabilecek bir şey değil. Bir noktada biten bir şey de değil, ihtiyaç anlayışınız değişirse ancak hafifleyen, ama yaşam boyu süren bir şey bence, bana öyle geliyor.

Öte yanda dediğim gibi, eğer anneler, kayınvalideler, görümceler, yengeler ve şunlar bunlarla dayayıp döşenmiş bir sistemin içindeyseniz, bu gerçekten içinden çıkmanın zor olduğu bir şey. Çünkü losencılısta yaşamıyoruz ve kimse kimseye ”Dostum kalbine onunla olan bağını sor ve eğer cevabı hayırsa at gitsin!” diyemez, gerçekçilik mühim.

Bu noktada size fazlalık ama başkasına ihtiyaç olabilecek şeyleri satıp nakite çevirmek (ooo nakit, ooo en sevdiğim) gönülçelen tavır olabilir, bunu düşünün, konuşun. Kullanılmayan ama sonsuza dek bir gün kullanılacağı ümit edilen ses sistemlerini mesela, dağ bisikletlerini, üç çocuktan sonra bir tane daha olursa diye tutulan beşikleri, verecek kimse bulamıyorsanız kıyafetleri, şunları bunları, satın. Zaten artık pek çok kişi pek çok şeyi sattığı için, eğer bir gün ihtiyaç hasıl olursa ucuza alabilirsiniz.

Sakin sakin, yavaş yavaş, bir videoyla, bir kitapla, bir yazıyla coşmadan, tesiri olabilsin diye ağır ağır.

***

Beş havlulu, iki nevresimli, iki tahta kaşıklı, misafir bardaksız, misafir çatalsız, zaten hepsini almaya kalksan güç de yetmez pek çok şeysiz hayatımızda, işler yaklaşık olarak altı senedir böyle ve evet gayet yürüyor. Bende işlerin doğrusu bu. Eğer yirmi tane havluya kuvvetle ihtiyaç duyuluyorsa, o işin tek doğrusu da yirmi tane havludur, havaya gerek yok.

İlk, şunu yapın bunu yapmayınlı yazımla çabucak katılıverdiğim çok bilenler kervanından sevgimle selam ederim.

Birceylan atasözü der ki, ”Biz de minimalisttik, ama çeyiz sermeye götürdüler.”

23 thoughts on “Yaşasın Ezilen Halkların Minimalistliği!

  1. Süper süper süper keyifle okudum formül olayına bittim bir sayisalci olarak 🙂 bileğine beynine ruhuna kuvvet birceylan hanım:)

  2. Bu konuyu annemle konuştum dahası dün.
    8 kardeş olarak yaşadığımız evde şu an sadece 3 kişi kaldı.annemler taşınacaklar,haliyle yılların getirdiği bir sürü fazla eşya ıvır zıvır var.annem de nasıl taşınacağız diye dert yanıyordu ona dedim ki biraz sadeleşsen ihtiyacı olmayan şeyleri evden çıkarsan.bununla ilgili yazılmış kitaplar falan da var bir iki tane aldım sen de oku istersen dedim ;ama demez olaydım. Annemin cevabı o kadar net ve kesindi ki:
    Bırak o kitapları sen. Ben var ya butun o kitapları baştan sona kendim yazarım bunca yıllık tecrübem var.lazım olmaz diye bir şey yok her an her şey lazım olabilir sana lazım olmaz ablana lazım olur çocuklar var torunlar var diye sıraladı
    Ben de o zaman her şeyi tek tek kolileyin. bana ne
    ne yapayımm madem dedim
    Bir gün birisi annemi sadeleştirebilirse ona ödül verebilirim;o denli!

  3. İyi hoş diyorsun da canım, 9 senedir benle beraber 3 şehir 4 ev gezen sapasağlam (mobilyalar hurdaya döndü hurçların maşallahı var) hurç yığınıma ancak bir yüklük yaptırmışken bunu benden isteme😂 ara sıra kapağını açıp naftalin koklamak bünyeme çok iyi geliyor😂😂😂 kahrolsun bağzı gelenekler!!!!!
    Kalemine sağlık🤗👍

  4. “Kavim göçü “ kısmına sesli güldüm , çok güzel kaleme almışsınız .Ba-yıl-dım .😃

  5. Türk gelininden milimalist olur mu😹cidden analar Kaynanalar küsüyor üç yıldır hiç kullanmadigim şaşaalı yatak örtüsünü satcam dediğimde annem beni evlatlıktan reddedecekti ki son bir yılda kız kardeşime vermeye ikna edebildim😹 misafir takımımi satcam dersem kesin beni vurur 🙀 zor işler azizem…

  6. Muhteşem bi yazı her zamanki gibi … sizi görüp tanımayı gerçekten çok isterim ceylan hanım. Yazınızı okurken size sarılmak geldi içimden . Sevgilier

  7. Yav gülüm çok çok guzel yazmışsın ama bizim ev o ‘kavimler göçü’ nun yolunun üstü 😅 mutemadiyen geçilir konaklaniyo malesef. Geçen eşim “oturma odasındaki koltukların yerine baza alalım en iyisi gelen giden rahat yatar ” dedi 🙈😩 artık var sen düşün gerisini.

  8. Kusura bakmayin cogu bahane icinizdeki süsleme daha coguna sahip olma dürtüsüne belli bir miktar gem vuruyorsunuz bunu yapanlarada takintili diyorsunuz yorumlari eger okuduysaniz yazinizin minimalizime katkisi olmadigi gibi vazgecmisleri desteklemis oldunuz tabiki sizin deneyim ve gozlemleriniz bu sizin yorumunuz bu ama bende dusuncemi soyluyorum keske duauncelerinizi baska sayfalara sallamadan yapsaydiniz cunku video ceken bir sayfayi direk hedef gostermissiniz yapamiyorsunuz yada yapmiyorsunuz diye yapabilenler takintili degil birilerinde takintili demek sagliksiz zihin imasinda bulunmak hakarettir

    1. Ya gerçekten bu yazıdan bu sonucu nasıl çıkarıyorsunuz inanın samimiyim bu soruda ben basit okuyorum geçiyorum siz nasıl buralara geliyorsunuz ?

  9. Ağzına sağlık Ceylan, Ben de klasik Türk toplumunun olmazsa olmazı misafir odasından ve buradaki vitrin konsol ve daha pek çok ıvır zıvırdan kurtulup evin salon adı verilen fakat misafire tahsis edilen ve hiç oturulmayan o odasına taşınmaktan nasıl mutluyum anlatamam. Bu benim için bir devrimdi 😁 Ha evde hala çıkacak bir çok şey var (fazlaca yorgan yastık kaşık vs) fakat pat diye elden çıkarıp sonra hayıflanırım diye ağırdan alıyorum. Ayrıca sevdiğim bir iki kişi dışında (bunlardan ilk sırayı Sade Evim Rabia hanım alır❤) bu işi modaya çevirenlere sinir olduğum doğrudur Ayrıca Herkesin minimalistliğine de kimse karışamaz yani😁

  10. Bir minimalistmisim de haberim yokmuş. Antalya’dan Sivas aktarmalı İstanbul a gelin geldim. Çeyizim de bı yemek TK bir teflan bir çelik tencere takımım 2 yorgan bı kaç yastik vardı Gerisi eşimin bekarlikta kullandığı tabak tencere . Ek bı kaç ufak gerecler aldık . Gereksiz .olduğunu düşündüğüm hiçbirsey sokmadim evime ne bir dantel, ne şaşalı yatak örtüleri, ne Sandıklı çatal setleri. Dikdörtgen havlu neyimize yetmiyor bornoz yer kaplıyor diye onu bile almadım. Bir berjerim bile olmadı abi 🙂

Sevda Şanlıbaba için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir