Korku Tüneli

Beş ay falan önce yine bir gün Yiğit’i okuldan almaya gittim, bahçede bekliyorum.

Birkaç adım ötemde aşağı yukarı yirmibeş yaşında olduğunu düşündüğüm, kahverengi deri ceketli bir genç adam, yanındaki çocuğa durmadan küfür ediyor. Çok da kızgın küfürler değil ama. Daha ziyade dalga geçer gibi… Bazı aşşırı delikanlı erkekler süper karizmatik şakalar yaparken yan yan gülümseyerek küfreder ya, işte öyle küfürler.

”Lan pez… sen niye okuldan kaçıyorsun, serseri mi olacaksın lan yavş…”

(Arada gülüyor.)

Güzelim çocuk çıt çıkarmıyor. Abisinin güldüğü anları yakalamaya çalışıp tedirgin gülümsüyor sadece. Sonra yanlarına iki çocuk daha geliyor. Anladığım kadarıyla küfür yiyen çocuğun sınıf arkadaşları. Adam(!) olayı onlara da anlatıyor.

”Bu pez… bir daha okuldan kaçarsa bana haber verin tamam mı abim?” diyor, mide bulandıran zoraki bir şefkatle başlarını okşarken. Ve ekliyor:

”Biz okumadık sen okuyacaksın lan, adam olacaksın!”

Evet adam olacak, çok beklersiniz…

***

Durdum duramadım, birden atıldım. Çocuğa neden küfrettiğini sordum. Herhangi bir cevap beklenen sorulardan değil de, ”Buna ne hakkın var?!” alt metni içeren sorulardan. Fakat tabii ki anladığını düşünmüyorum; çünkü,

”O benim yiğenim.” dedi.

”Çocuğunuz da olabilir; ama bu şekilde konuşamazsın.” dedim.

Okuldan kaçtığı için kızdığını falan söylemeye çalışınca, olayı zaten anladığımı; ama böyle hitap edilen çocuğun okuldan kaçmasının çok normal olduğunu söyledim.

Az evvel kossskoca erkek olduğunu düşünen biri olarak, insanların içinde bir kadın tarafından ikaz edilmek ağırına gitmiş olacak ki, ”Ben polisim.” diyiverdi.

Bu cümle sanırım”Benim dayım mafya.” cümlesinin bir türevi.

Tipik, polislik mesleğine ‘vurmalı kırmalı’ yönünden sebep hayran olan keko modeli. Tamam; ama şu anda ne alaka? Beni mi tutuklayacaksın? Bir de az önce ”Biz okumadık.” diyen başkasıymış gibi…

Veya bu adam okusa ne değişir?

Polis olsa, doktor olsa, hakim olsa? Veya ne bileyim, başbakan falan da olabilir. Ne değişir, o kafa topyekûn değişmedikten sonra?

***

Adamın sesi yükselince insanlar bize doğru yaklaştı ve muhatabım, ”Sen kendi işine bak hadi.” diyerek konuyu kapatıp uzaklaştı. O noktadan sonra diyebileceğim hiçbir şey yoktu zaten. Bu tiplere ne desen tesir etmeyeceğini, bir kez daha fiilen yaşayıp görmüş oldum ve ”ben kendi işime baktım.”

Yiğit’i alıp okuldan çıktım.

Sonra bir anda, olması gereken dünyadan sıyrılıp elde var olan dünya gerçeğine dönüverdim.

Yürürken dönüp dönüp arkama baktım; çünkü korktum!

Evim şuracıkta, adam iki adım atsa bulur. Ya bir akşam çıkar gelirse? Bir sabah bizi kıstırırsa? Bana veya çocuklara zarar vermeye kalkarsa? Adamın hayatta sahip olduğu tek şey olan erkeklik algısını herkesin ortasında yerle bir ettim. Her şeyi hakettim(!)

Peki ne değişti?

O andan sonra çocuğa hakettiği gibi davranmaya falan mı başlayacaktı? Tabii ki hayır. Güzelim çocuk aynı şeyi bir başkasına yapabileceği güne kadar bu muameleyle yaşayacak; sonra kuvvetle muhtemel, abisinin kopyası olacak. Olay bundan ibaret.

Korkudan kendimi yedim günlerce. Neyse ki gelmedi. Sonsuz şükür ki beni öldürmedi. Hatta dövmedi bile.

Ona ne kadar teşekkür etsem az(!)

***

İlerleyen günlerde kaygım şekil değiştirerek, beynimi ısrarla bir korku tünelinin içine çekmeye çalıştı. Çoğu zaman engel olamadım.

O öldürmedi; ama ya pazardaki esnaf… ”Şu karı milletinin ne çok çenesi var lan arkadaş!” sözü üzerine aldıklarımı öylece tezgaha bırakıp gittiğim için bana bir şey yapmaya kalkarsa?

Ya terzide pantolon giymek için kabine giren oğlumu gördüğü halde perdeyi açmaya yeltenip, olayı dalgınlığa veren adam… Tepki gösterdiğim için çocuklara veya bana zarar verirse?

Ya kırtasiyede bir anda kızımın yanağından öpüp çıkıp gittiği için bakakaldığım takım elbiseli adam sapıktıysa?

Ya okul görevlisi katilse?

Ya komşum pedofiliyse?

Ya her an bir canavar, çocuklarımın herhangi bir halinden tahrik olursa? Veya oluyorsa?

Birisi herhangi bir şeyi sebep görüp beni öldürürse?

Düşündükçe aklımı yitiriyorum. Başka açıdan bakmaya çabalıyorum; o taraf daha berbat, daha korkunç.

Herhangi bir adamın bize zarar vermesi için, bizim bir şey yapmamıza gerek bile yok. Bunlar kıyafetini beğenmediği kadınları da dövebiliyor. Dolmuşla evine dönen genç kızları da öldürüp parçalara ayırabiliyor. Minicik bebeklere bile… Yok, dilim varmıyor.

***

En korkuncu şu ki, bu adamlar her yerde. Markette, berberde, okulda, çarşıda, otobüste, aynı apartmanda, hatta aynı ailenin içinde.

Ve üstü kapalı daha bir sürüsü var. Ve yeni canavarlar yetiştiriyorlar.

Aklım ve algım bana, kıt namus anlayışı sebebiyle küçük kızının oyuncak rujunu kıran, oğlunu ise ”Aç da görsünler.” tarzda büyüten babaların da potansiyel sapık olduğunu söylüyor. Onlar için kadın dövmek genelde basit, hatta gerekli bir iş. Yeteri kadar sebep bir araya geldiğinde ise, öldürebilirler de.

Ve pedofili.

O bambaşka bir şey. O daha zor tanınıyor.

Çok korkunç.

Akıl almaz.

Kelimeler bitiyor.

Bu bir hastalıksa ve tedavisi mümkün değilse şayet, ben ülke yönetiminden sorumlu olsam, gözümü kırpmadan hepsini öldürürdüm.

Neden bir insanı pençesine aldığında, öldürmesi kaçınılmaz olan hayvanları vuruyorlar? Hayvan doğası tüm bunlardan daha mı korkunç?

***

İnsanların azımsanamayacak kısmı sapık ve hasta. Geriye kalıp tecavüz ve ölümden sıyrılan şanslı(!) kısım ise, aklını yitirdi. Bu tünelin içinde kadın olmak, anne olmak, çocuk büyütmek korkunç bir iş.

Caydırma sistemi bir türlü oturtulmuyor. İnsan ne düşüneceğini, ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyor. Oturduğu yerden yanıyor. Tüm olan bitene duyduğu histen, ancak yeni bir cinayet haberiyle çıkabiliyor.

Sonu gelmeyen bir korku tüneli gibi, nereden ne çıkacağı belli değil.

Karanlık hiç bitmiyor.

***

5 thoughts on “Korku Tüneli

  1. Ahhh ahhh ahhh… Ne kadar guzel yazmissiniz, ne kadar iyi anlatmissiniz. Noktasina virgulune dokunmadan altina imzami atabilirim. Ben de bir turlu cenesi durmayan, karismadan edemeyengillerdenim ve kanimdaki adrenalin cekilince sik sik ayni seyleri dusunurum. Eskiden daha gozu karaydim cunku sadece kendi canimdan sorumluydum, simdi bir de evladim olunca daha sik “sana ne” demeye kendimi alistirmaya calisiyorum. Yani memleketin geneli Fuzuli’nin tek sozuyle ozetlenebilir: “Soylesem tesiri yok, sussam gonul razi degil”. Sirkten beter olmus guzelim ulkemizde Allah aklimiza mukayet olsun ne diyeyim.

  2. Kadınlar da var Ceylan’cığım, hem de o kadar fazla ve hemcinslerine düşman haldeler ki. Bahsi geçen olaylardan ötürü sıcak davrandığı zaman davranışının sapıklık olarak nitelendirileceğini düşünen erkekler de var ki ben onlara ayrıca üzülüyorum. Duygusuz ve katılaşmayı, soğuk ve mesafeli görünmeyi kalkan olarak kullanmaya başlıyorlar, kendilerini koruyabilmek için. Biz ruh sağlığı bozulan insanlarız, yaşadığımız ülkenin ruh sağlığı bozuk olduğu için.
    Sevgilerimle.

  3. Aklı başında olan kesim şu an sizinle aynı duyguları yaşıyor… Günlerdir uyku uyuyamıyorum bu düşüncelerden herşeyde çocuğuma bağrıyorum sonra oturup ağlıyorum öyle doluyum ki sinir sistemim bozuldu Allah sonumuzu hayır etsin.

  4. Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Bebeğim 8 aylık. Şu anda çalışmiyorum bebeğime kendim bakıyorum ama bir süre sonra tekrar çalışmayı düşünüyorum. Ama bebeğimi kime nasıl emanet edeceğim. Kim onu benim gibi koruyup kollayabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir