Düğüm At, Düğüm!

Harfler sözcükleri, sözcükler tabirleri, tabirler bir mantığı oluşturur ve kafalar böylece şekil alır.

Fakat bazen alfabeden seçilmiş parçalar öyle bir kombinleniyor ki, ortaya çıkan sözcük kendinden utanıyor sanki. Ve bazı sözcükler bazı tabirlerin içinde yerin dibine giriyor. O tür bir yakışıksızlık.

***

Dünyanın ve bilhassa ülkemin gerçeklerini yok sayıp, ezberlenmiş şablonlarla lakırdı etmek maksadında değilim. Becerebilirsem, daha ince bir mânâya dokunmaya çalışacağım. Son zamanlarda, sondan bir önceki zamanlarda ve ondan da önceki zamanlarda var olan bir mevzuyu ele alacağım.

”Kadının başında durmak” mevzusu.

Hani babaların kocalara devrettiği o ihtişamlı koltuk var ya…

Erkek olmanın biricik sorumluluğu işte, bilirsiniz.

***

Bu mevzulara son uçuşum, dün akşam üzeri denk geldiğim bir televizyon programıyla alakalı. Bazı programlar cidden genel tavrın konsantre hali oluyor ne yazık ki. Anlatayım… Programda, habire kavga eden genç bir çift var. Damat kayınbabaya ”Kızına sahip çık, söyle de kendine gelsin.” diyor. Muhtemelen ”Bunun ayarı bozuldu, bir ayar çekip gönder.” demek oluyor bu. Kayınbaba da damada, ”Sen onun kocasısın, bundan sonra sen sahip çıkacaksın.” diyor. Bu da ”Benim işim bitti, durumlar sende.” manasına geliyor galiba.

Kadınlar kendine sahip çıkabilemeyen canlılar olduğuna göre, kayınbaba sonuna kadar haklı. Damat da koskoca erkek olmuş hâlâ racon bilmiyor ha! Evli kadına babasının sahip çıktığı nerede görülmüş koçum? İpler artık sende. Hatta bence düğüm falan at da, kaçmasın. Yoksa millet, kocası nerede bunun demez mi? Başı boş sanırlar, sen ne diyorsun, kara leke! Bilmiyor musun ki kadınlar yanlarında sevgiyle saran bir kalpten ziyade, başlarında değnekle güden bir çobana ihtiyaç duyarlar? Bir kadına bile sahip çıkıp hizaya getiremiyorsan, senin adamlığın nerede kaldı? Git karnıyarık falan pişir o zaman, tam kadın işi!

İpini kocası tutmayacaksa niye bağladılar bu kızın başını? 

***

Böyle derken derken bir gün beynime yanlış sinyal gidecek ve ironi yaptığımı anlamayıp gerçeği bu sanacağım diye korkmaya başladım.

Biraz da şöyle diyeyim madem, neme lazım şimdi durduk yere!

Tarafsız bir yere konumlandığım belli olsun, kadın değil insan olarak baktığım anlaşılsın diye, konuyu yayıp gördüğüm düzlükte ne varsa bahsetmeye karar verdim hatta şu an.

Daha geniş nazarda, erkek ve kadın olarak yaşamak ayrı ayrı acayip işler aslında. Bir de insanların bir kısmı, bir cinsin diğerine ıslah edici olarak yaratıldığını falan sanıyor. Bu da, iki cinse ayrı ayrı zarar vermekten başka bir işe yaramıyor. Süregelmiş tavır ve rollerden sebep, kişiler var olan potansiyellerinin farkına bile varamıyor çoğu zaman. Bildiğin, körelmek yani. Bu da ilişkileri yaralıyor haliyle.

Kadının başında durup sahip çıkma işi erkeğe kalmış, dediğim gibi. Kadın çünkü durduğu yerde duramayan kurbanlık, sıkı tutmazsan kaçıp ortalığı birbirine katar. Kadın yolunu iyi seçemez, ona yön vermek gerekir. Başında bir erkek olmazsa karar veremez, kadının aklı epey zayıftır. Hayatı bu mantıkla şekillendirilmiş, doğup büyüdüğü şehirde bir yerden başka bir yere gitmek için hangi otobüse binmesi gerektiğini bilmeyen, elli yaşında bir kadın tanıyorum ben.

Yazık değil mi?

Bazı durumlarda ise, kadınların erkekleri ıslah etmesi bekleniyor. Kadın olmasa erkek karnını bile doyuramayacak, pislikten kokacak gibi mesela. Kadın pişirir, önüne koyar, kaldırır, yıkar, paklar. Kaç kaşık çayın ne kadar suyla demleneceğini erkek beyni süzemez. Yanında bir kadın yokken karnını doyurabilemeyeceği için, canı çay içmek istemez zaten. Duvara baka baka oturur öyle. Makarna haşlamak için, hadi makarnayı geç, herhangi bir şeyin haşlanabilmesi için suyun sıcak olması gerektiğini bilmeyen erkekler tanıyorum .

Yazık değil mi?

Erkekler de, kadınlar da muazzam bir donanımla yaratılmamış mı? Katiyen öyle. Bir erkek doğru diye seçtiği yolda sağlamca gidebiliyorsa, kadın da gidebilir. Bir kadın, beynine açlık sinyali ulaşınca ne yapması gerektiğini bilebiliyorsa, erkek de bilebilir.

***

Gerçek anlaşmazlıkları saymıyorum. İnsanlar anlaşamayabilir. Bu, dünyanın en doğal şeylerinden biri. Fakat bir sebepten bozulmuş insan özü, bu işi hepten yokuşa sürüyor bence. Durumlar dengede dursa, belki çok iyi anlaşacaklar. Bazen olacağı varsa da olmuyor yani.

Kimsenin başını bağlayıp ipini tutmaya gerek yok. Sevdiğin insana, görünmeyen naif bir iple bağlı olmak ne iyi iş. Kalp bağı kuvvetle sarar ama, sıkmaz. Kadınların da erkekler, güvercinler ve fesleğenler gibi sevilmeye ihtiyaç duyması, ne masum bir gerçek. Şefkatli bir yumağın içinde iyileşmek ne müthiş fikir…

Özenle örülmüş bir hırka herkese yakışır. Sağlam ortaklıkları, sağlıklı paydaları, çiçekli orta yolları herkes sever. Isıtır, sarar, insan olmaya ait bir güven verir…

İşler her zaman rafa bardak dizmek kadar kolay hizalanmadığında ise, boğazında kalmayacağından emin olduğun şeyleri ılık bir suyla yavaşça yutabilirsin. Bazen gerçekten yutmak gerekebiliyor çünkü. Düşüp ölmeyeceğini biliyorsan, onun penceresinden sarkabilirsin mesela. Ve seviyorsan zaten, kırılıp parçalanmayabilir ya da parçalanıp dağılmayabilirsin.

Her zaman tek doğruyu sen bilecek değilsin elbette. Bazen o çeker, sen gidersin. Bazen de o gelir işte. İnsanlar birbirini, sevgiyle pekâlâ değiştirip geliştirebilir. Oh, ne âlâ! Fakat aslan terbiyeciliği oynamaya lüzum yok. Herkeste bir kalp ve bir beyin olduğuna göre, saçma yani. Mantıksız. Gereksiz yorucu.

Herkes olması gereken yerde durunca, hayat serin bir gölgeliğe kuruluyor.

Serin gölgelikleri severim.

Ömrüm boyu bir kez olsun, en basiti dün akşam, salonun ortasında ”Of sus nolur ya, sen dön de kendine bak, hep ben suçluyum zaten di mi, çekil git, konuşmuyorum seninle!” diye bağırmadığım için, bu akşam bunları yazdım.

Belki de kuzenim bağırmıştır, belki Jüpiterde de hayat vardır, belki sanat sahiden de halk içindir, belki de değildir…

Bilemeyiz.

 

7 thoughts on “Düğüm At, Düğüm!

  1. Eller patlayana kadar alkışlanır bu yazı.. erkek olmak istediğim günler çok oldu benim özgürlüğüm hep kısıtlı çünkü yapmak istedilerimin yüzde bilmem kaçını yapamıyorum çünkü. Böylece ölüp gideceğim günün birinde çünkü…

  2. Yok yok o bağıran siz değilsinizdir! Olamaz yani bence mesela ben hiç bağırmam! Şimdi isim vermiyeyim ama bağıranlar vardır aramızda. Neyse onlarda aramızda kalsın😒 Yazılarınızı okumak çoook keyifli. Siz hep yazın olur mu? Aklınıza, kalbinize, kaleminize sağlık

  3. Akliniza, zihninize saglik, Ceylan Hanim. Siz yazinca bizim de yorum yapasimiz 🙂 geliyor.
    Yorumum: Akli gelismis insanlar birbiriyle anlasir, anlasamayanlarda taraflarin en az birinde bir akil ve empati/merhamet ya da adalet yoksunlugu olmali. Madem isler iki tarafli ve problem kisinin kendisinde degil ve karsi tarafta, o durumda da akilli insan dogru yerde olmadigini da bilebilmeli. Kisacasi kimse iliskisinden dert yanmasin ! 🙂 Ayrica cok da ezberci olmamak lazim, sevgi affeder bazen, kendimin yapabilecegi bir hayati karsimdaki yaptiginda onu silip atmak sacma olur. Ayrica da kadiniz deyip hep incelik beklemeye gerek yok, ayni sekilde birilerinin “sen kadinsin..” diye baslayan cumleleri savurmaya hakki olmadigi gibi.

  4. Nasıl güzel bir anlatım , nasıl da nokta atışı hatta bence nokta az kalır yumruk gibi bir yazı olmuş hayranlıkla tespitlerinizi okuyoruz siz kaleme almaya devam biz okumaya sevgilerr pek tabi saygılar efenim 😘

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir