Canım Eylül

Dün akşam Eylül’ü müjdeleyen bir paylaşım gördüm instagramda; çünkü Eylül benim için bir müjde demektir.

Görmesem cidden sevgilimi kaçırmışlar gibi hissedecektim. Eylül’ün geldiğinden bile haberim olmayacaktı büyük ihtimalle. Çünkü benim için bir gün mü geçmiş, bir ay mı geçmiş, bir yıl mı, neredeyse hiç farketmiyor.

Zaman mı bereketsiz yoksa benim hayatım mı yoğun, gerçek manasıyla tartamadığım uzun bir süreçten geçiyorum. Durulduğumda yaklaşık olarak 40 yaşında olacağım sanırım.

Geçen sene bu zamanlarda bir şey yazmışım.

Geçen sene olamayacak kadar az bir zaman önceydi ve Özdemir Asaf’ın Çiçek Senfonisi’ni okuyordum, hatırlıyorum. Yine çok eylül bir kişiydim.

PhotoGrid_1472671448343-min***

Çünkü ben, sonbaharda kalbime oturan o tatlı hüznü çok severim.

Yani böyle aşşırı acılar çekmek gibi değil de; beni ağırlaştıran ve derinleştiren, önce kalbime ve oradan tüm yerküreye yayılan o hüznü hissetmeye doyamam. Şekeri tam kararında bir kahve içmek gibi…

Yağmur başlasa, perdeleri sonuna kadar açsam, yağmur hızlansa, elimde kahvemle dünya yansa da bir kalbur samanım yanmasa mesela. Doyamam.

Ta ki, kış gelip doğalgaz faturasını görene dek.

***

Geçen sonbahar; sonbaharın tatlı hüznünden ziyade, gece gündüz bebek sallamanın acı hüznünü yaşadığım bir mevsimdi.

Ömrümün en çok kitap okuduğum mevsimiydi aynı zamanda.

Çocukluğumun tamamı gibi bir anlam taşıyan canım Osmanlı pazarı, henüz yanmamıştı. Ve orada bir kitapçı vardı, tanesi 8 liraya ikinci el kitaplar alıyordum.

Bir kitap okumak güzel; daha önce başkasının okuyup notlar aldığı bir kitabı okumak daha güzel.

PhotoGrid_1472671383058-min

Kışın zemherisine denk gelen bir gece, pazar yeri alev alev yandı. Hissettiklerimi anlatabilmem mümkün olsa keşke.

Aylar sonra da ultra lüks bir şekilde yenisi yapıldı. Ben bu süreçte alacağım her kitabı not edip, kitapçının dükkanı tekrar açmasını bekledim. Ama açmadı. Bir tek o kitapçı geri dönmedi. Toparlayamadı kendini bence.

Acı, cümle formundayken bile fena; yaşarken nasıldır…

Duvarlar dolusu en iyi servetin kül olması, nasıldır; kim bilir?

***

Pazarın yanması, çocukluğumun silüetinin bozulması anlamına geliyordu. Kuyubaşı’ndaki eski evimizin çevresini yıkık gördüğümde, kalbimde duyduğum şey de aynısıydı. Bu ve benzer durumları şahsi algılıyorum ben. Canım çok yanıyor. Çünkü oralar benim çocukluğum demek, benim patates közlediğim bahçeye kimse dokunmamalı.

Biz oradan ne yazık ki taşındık; ama başka kimse taşınmamalı mesela.

O, “7 yaşında ekmek almaya giderken araba çarpıp 2 ay boyunca belimden ayak bileğime uzanan alçıyla yattığım” bakkal kapanmamalı.

Her bir yenilik silüeti biraz daha bozuyor çünkü. Ve ben gün gelip bir toz bulutu olmasından korkuyorum koskoca ömrümün. Ömür demek, anılar demekse eğer…

 ***

Kitapçı dükkanının kapanması ise, genç anneliğimin silüetini bozdu. İki küçük çocuğa sahipken ziyaret etmeyi en çok sevdiğim yerlerden biri, bir anda kül oldu.

Hava, “deli” soğuktu. Ve güzel anılar, önce buz kütlesine dönüştü; sert ve soğuk…

Ardından, eriyen kar sularına karıştı.

Nihayetinde yok oldu.

Çünkü güneş, her gün yeniden doğmak zorundadır.

***

Sonra bir sonbahara daha eriştim.

Kalbimin özünü nihayet duyabildiğim çağıma tekabül eden, bu sonbahar…

Kendimi, bir şiir armağan edecek kadar sevebildiğim yegane zaman dilimi.

PhotoGrid_1472671596505-min

Yağmura bakarken sessizliğe doyup bebek ağlamasıyla irkildiğim, telaşın ve yorgunluğun en iyi halini hissettiğim; bu sonbahar…

Bu kez elimde Cahit Zarifoğlu’nun Serçekuş’u.

Bu kez en iyi değil, en sakin olmaya çabalıyorum.

Kendimi bilindik telaşların içinde defalarca kaybedip, bilindik sakinliklerde yeniden buluyorum.

Şükrediyorum.

Ve uzaktan bakıyorum;

”Nasıl da yılları buldu,

Bir mısra boyu maceram…”

***

12 thoughts on “Canım Eylül

  1. Sen hep yaz olur mu..çünkü bu en zor zamanımda bana çok iyi geliyorsun .Rabbim yolunu açık etsin

  2. Eline diline yuregine saglik. Ahmed Arif en en bi sevdiğim şairdir. ??? öpüyorum serçe kuş ve motorlu kuşu ??

  3. Varliginizi bilmek cok guzel,tanimiyorum bilmiyorum ama niyeyse seviyorum,bildiginiz ailemden biriymis gibi seviyorum…ne sacma…dilinize saglik ne guzel ifade etmissiniz…

  4. Ben sana ne diyim bilemedim ki.. yazdığın her yazıda insan kendinden birşey buluyor.aklım burda,kalbim çocukluğumda kaldı.yuregine sağlık..

  5. annem ile babam aynı memleketten.nufus cuzdanimda evlenene kadar orasi yazdı. evlendikten sonra da başka bir memleket. benim için bir şey değişmedi. cit sokak ta dogdum.Kuyubaşı ilkokulu mezunuyum. 25 yıl yasadim orda. şimdi dunyanin şimdiye kadar 16 ulkesini gezdigim,en medenisinden Çin e kadar, bir meslegim var.Turkiye icinde bulundugum şehirleri saymıyorum zaten. evim”elit” bir semtte. ama ben Keçiören liyim gardaş. ruhum öyle. elimden gelse nüfus cuzdanima yazdiracagim.evim hissediyorum orayı. .çocukluğum;, ilk gencligim, genckizligim, univ ogrenciligim…çok agladim yazını okurken. güzel anılar animsattin Ceylan. teşekkürler.

  6. seni zaten severim de , seni zaten özlerim de, böyle hislerin birbirine benzemesi daha bir sevdiriyor, daha bir özletiyor seni…

hds için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir