Bu Nerenin Romantiği?

İnsan nesli olarak bizi yıkayıp paklayacak yegane tavrın ”romantiklik” olduğuna, değişik bir güçle inanıyorum. Fakat yine de bir Özcan Deniz olduğum söylenemez.

Romantizm derken de kırmızı güller veya İzzet Yıldızhan’ı kastetmiyorum. Daha geniş ve derin bir mânâ… Yani ne bileyim işte, masalsı tasvirler, ince keten giysilerle her olaya tatlı yumuşak yaklaşımlar, her şeye en marşmelov açıdan bakmak, kurumuş papatyadan taç takmak vs.

Romantiklik iyi bir iş. Bunu herkes sever. Ama size çok kötü bir haberim var.

Bazen işlemiyor. Bazen ayak yani bu işler. Sırf hava.

Annelik yolundaki romantizm akımı mesela, ya külliyen yalan veya aka aka bitmiş, bize kalmamış.

***

Gebelikten başlayayım. Gebelik genel olarak uzun ve fönlü saçlar, her daim beyaz gömlekler, her ortamda tatlı tatlı esen hafif bir rüzgar, koltuğa uzanıp yeşil elma yemek ve beden ölçümüz bir santim genişlemeden karnımıza kondurulmuş minik top şeklinde özetlenen deli bir hayal bütünüdür.

Fakat kimse size, beyaz gömlek yerine evde kocanızın eşofmanını giyeceğinizden bahsetmez. Zaten öyle şeyler anlatılmaz, aile meselelerinizden millete ne? Ben ilk gebeliğimde 25 kilo alarak, karnımın ortasına minik bir toptan ziyade Ağrı Dağı’nı kondurmuştum. Çünkü sağ elimle tereyağlı iskender, sol elimle künefe yemek daha eğlenceli görünüyordu ve yeşil elmayı ne yapsaydım acaba? Hal böyleyken de tatlı rüzgar bana neyleseydi, hortum gelse ancak bir tık serinlerdim.

Bu, romantizmin kaçıncı evresi oluyor acaba?

***

Doğum… Doğumhaneye mütebessim bir çehreyle girmek, birkaç dakika sonra en az girerkenki kadar mütebessim bir çehreyle çıkmak, odaya vardığın an birden üzerinde beliriveren beyaz saten gecelik ve kırmızı taç şeklinde özetlenen bir süreç.

Maziye şöyle bir bakıyorum da, ilk seferinde doğumhaneye girerken darağacına gidiyor gibi yapmıştım. İçeride uzun saatler boyunca yerküreyi yerinden oynatacak kadar bağırıp, bitki örtüsünü değiştirecek kadar ağlamıştım da aynı zamanda. Yalnız bu doğum işi çok değişken, onu belirteyim. Ama önden düğmeli, çiçekli, penye pijama varken beyaz saten gecelik kim oluyor? Kışın üşütür, yazın yakar. Esnemez etmez, o ne biçim şey. Kırmızı tacı bavula koyduğumu hatırlıyorum, kendime geldiğimde bebeğim 3 yaşındaydı.

Bu ne biçim romantiklik, parçası eksik bunun, defolu bu.

***

Lohusalık… Yine uzun, fönlü ve genelde sarı saçlar; yine mütebessim bir çehre… Bu süreç, beyaz nevresim serili yumuşak bir yatakta sağ elle papatya çayı içerken, sol elle, yüzünü dahi ekşitmeyen bir bebeği emzirmek şeklinde tasvir edilir. Ve elbette Mozart notaları, ambiyansın içinde ince ince akar durur.

Şimdi her şeyden önce, ben esmerim. Bunu bi’ kabul edelim. Çocuk doğurdum diye de kalkıp sarışın olamam bu yaştan sonra. Ve galiba tam olarak o kısımda kaydırma yapmış olmalıyım ki, işler bir türlü düzen tutmadı. Siyah saçları dolayıp tepede bağladım da, fönün sözcük anlamını bilmiyorum. Mütebessim çehre kısmını geç. Yatakta çay içmek falan, nereden öğreniyorsunuz böyle lafları? Kesin parkta veya okulda öğreniyorsunuzdur.

Son olarak benim bebeğim zaten kolikti ve 11 ay boyunca Orhan Gencebay’dan ”Bana Kaderimin Bir Oyunu mu Bu” dinledim. On ikinci ayda, romantik dağlarıma çoktan kar yağmıştı.

***

Bu kısımları atlayıp daha geniş bir düzlüğe geçelim, sağ şakağım atmaya başladı çünkü. Zaten çocuğumun biri epey büyüdü çok şükür, darısı diğer yavrumun başına. Delirmeden inşallah…

Okul zamanına gelelim öyleyse.

Filmlerde falan çocukların okula başlaması, bir sabah kot pantolon ve ekoseli gömlekle, kapının önünden servise el sallamak şeklinde sunulur. Çocuk artık okulludur ve zaman böylece akıp gider. İşte bu kadar basit!

Ama ben, çocuğumun kaydı daha iyi bir okula çıksın diye geberene kadar ev aradım ve nihayet bulup taşındım. Aslına bakarsanız tam bir film, ama anlatsam beğenip de çekmez vizyonsuzlar. Okul alışverişi yaparken kaç cc ter döktüm, hangi dar kabinlerde yavrumu soydum soydum giydirdim, okulun ihtiyaç listesi ocağıma ne tür bir incir ağacı dikti, bilinmez. Ayrıca pijamanın üstüne mont giymek de gayet iş görür bir stil. Sabahın köründe ekose mekose, hayırdır? Veli toplantısında da gelinlik giyelim madem?

Başrol oyuncuları çocuk alışsın diye okul bahçesinde günlerce beklemez, ama sizin hikayenizin o kadar havalı olmadığından eminim. O yüzden kaşarlı tostu akşamdan yapıp beslenme çantasına koymayın, sabaha kadar taş oluyor o. Ütüyü pazar gününe bırakmayın, daha çocuğu banyo ettireceksiniz, iki ayağınız bir pabuca girmesin. Bir de kurşun kalem ve silgileri ortadan ikiye bölüp verin, çünkü bu gibi şeylerin gidişi oluyor ama dönüşü olmuyor maalesef. Bölebiliyorsanız kalemtraşı da ikiye bölün hatta; ben denedim, bölünmüyor.

***

Yani böyle.

Böyle yani.

 2017 Türkiyesinde ya ben feci eziğim, ya bahtsızım, şanssızlıkta bir dünya markasıyım, hayal-hayat kombinlerim bizımla deyıl…

…veya dediğim gibi bazı romantiklikler sahiden yalnızca AYAK.

Bence yine de ayaktır. Ne kadar ayıp.

9 thoughts on “Bu Nerenin Romantiği?

  1. Yaaa ceylan sen bahtsız değilsin hepimiz bahtsisiz. O ınstagram anneleri nereden türedi geldi yaa onlar oldu bizim bahtsizligimiz. Ama ne varki bi bahtsız hayat Yiğitin “Çok tatlısın Deniz” dediği yerde güllük gulistanlik bir bahçe oluveriyor. Hayat bize güzel aslında:)

  2. Harikaydı ! Tam da düşündüklerim. 14 aylık bebeğim. Nereye nasıl yapacağımı bilmeden geçen geceler. 10 aya kadar gece boyu ayağımda uyuması kucağımdan düşmediği için çektiğim kol ağrıları… Tek başına çocuk büyütmek. Birde Instagram annelerini görüp daha dellenmek 😂 neyse ki onların yardımcıları vardır diyen can eşim 😂😂

  3. Sizi blogcu annede yazınız yayınlandığı günden beri takip ediyorum. Ve çoookk tatlısınız 🙂 Lütfen hep yazın. Çünkü bana (ve eminim okuyan bir çok insana) terapi oluyorsunuz. Ayrıca şunu belirtmeliyim ki, çoookk tatlısınız 🙂 (Yoksa belirtmiş miydim? )

  4. Iki kolik bebek… ikincisi 17 ay gece boyu ayağımda uyudu. Şu anda 2,5 yaşinda ve hala koluma sarılıp uyuyor😥 şikayetim yok, öpe koklaya sabahlıyorum, çünkü analık…
    “Kırmızı tacı bavula koyduğumu hatırlıyorum, kendime geldiğimde bebeğim 3 yaşındaydı.” Keyifle okuyorum, keşke hergün yazsanız.

  5. Okurken güldüğüm ve bazı kısımları da eşimle paylaştığım bir yazı 😊 ben de daha bi kaç gün önce yahu bu kadınlar nasil dogurur dogurmaz böylesine fit oluyor demiştim 🤔 çünkü bebegim 8 aylık ve hala 10 kg fazlam var. He bir de dogumdan bi kaç ay sonra saçlarımı küt kestirdim. Yakışıp yakışmayacagını düşünmeden tamamen yıkama ve kurutma da kolaylık olsun diye 😂😂

  6. Bayiliyorum size Ceylan hanim❤👏👏👏yine herzamanki gibi cok guzel yazmissiniz.insallah kitabiniz cikar.duacinizim.keske benimde sizin gibi bir arkadasim olsa…..insanin cani sikilmaz yaninizda….arkadaslariniz cok sansli.iyiki varsiniz

  7. Hersey bu instagram anneleri yuzunden. Beklentiyi yukseltip gercek hayatla yakindan uzaktan ilgisi olmayan bir hayat lanse ediyorlar. Siz realistsiniz ve gercekleri yaziyorsunuz. Sahi ben de suslu bir tac almistim ama dogumdan sonra cekilen yuzum gozum kaymis tek fotografim var onda da tac mac yok. Halbuki fonlenip hiic aglamayan bebegime huzur icerisinde bakarak hastane gunlerimi gecirecektim

  8. Yazdıklarının her cümlesinde kendimi buldugum,duygularıma tercuman olan Kadın. zaman zaman instagramda yazılarınızı alıntılıyorum hakkınızı helal edin.Harika yazıyorsunuz,hep yazın, cok tatlısınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir