Ben Bulimia Savaşçısıyım, Başka Sorusu Olan?

18 yaşındayım.

Gereksiz ve aptalca rakamsal olarak belirtmek gerekirse, o dönem 54 kiloyum. Kendimi biraz kilolu buluyorum, evet; ama hikayem o noktada başlamıyor. Çünkü kendimi, başlangıç noktası olabilecek kadar önemsemiyorum.

Liseden eski bir arkadaşımın gerizekalı normlarına göre, 4 kilo falan vermem gerekiyormuş. Yani bana böyle bir şey söylemişti o dönem. Önce bakakaldığımı ve eve gidince ağladığımı çok net hatırlıyorum.

Ve farketmeden nasıl derinden etkilenmişsem, bir süre sonra istemli olarak kendimi aç bırakmaya başladım.

Bir süre aç yaşadım, evet.

Ve sonunda o korkunç noktaya geldim. Kendime bile sezdirmeden, yavaş yavaş.

Yani mesela, saat akşamın altısı olmuş ve ben kahvaltı bile etmemişim, günü tek bir çikolatayla veya bir paket çubuk krakerle kapatıyorum, bir porsiyon kumpirin beşte birini yedikten sonra ‘of karnım şişti’ triplerine giriyorum vs.

Annem babam şokta. Nasıl endişeli ve üzgünler.

Babam sürekli bir derdim olduğundan şüphe ederek içten içe dertleniyor. 18 yaşındayım ve sofrada bana kuzenimin nasıl iştahla yemek yediğinden bahsediyor. Beni gaza getirmeye çalışıyor yani. Elime tablet verip Pepee açarak yemek yedirmeye çalışacaklardı ki, o noktada evlendim.

Şaka gibi.

Şaka değil.

Beynimi ”yememe” haline alıştırırken gün gelip ”yiyememe” halinin içine düşeceğimi bilmiyordum tabii.

Resmen yiyemiyordum.

Bilenler anlayacaktır zaten; ama anlamasalar da yalan söylemeyeceğim, bu durumdan inanılmaz bir şekilde mutluydum. Bedenim bir çocuğa benziyordu. 5 yaşındaki kuzenimin elbisesini tunik olarak giyebilmek süper ayrıcalıktı benim için. Ya da ne bileyim, uzun zaman sonra görenlerin saçlarını yolarcasına söylediği ”Sana nolmuş böyleeeğ?!” sözlerini duymak, değişik bir şekilde mutlu ediyordu beni.

Demek ki o dereceydi yani. Wuhuuu!

Yani, ben aynaya bakınca çok da zayıf biri görmüyordum aslında. Hatta iki kilo falan verebilirdim bile.

Bunun adı anoreksiya.

***

Neyse işte, hayat bu düzlükte akarken, bir gün tıpkı kendim gibi birini tanıdım. Üstelik bu mümkün değil sanarken.

Birincisi, çok zayıf.

İkincisi, yemediği için çok zayıf.

Üçüncüsü, bu durum sebebiyle çok mutlu.

Eminim ki, o da anoreksiyanın pençesinde. İnsanların, tabağına aldığı bir buçuk kaşık bezelyeyi görüp ”Ne yani, bununla doyacak mısın, şaka yapıyorsun!” cümlelerinden acaip bir haz duyuyor, gözlerinden anlıyorum. Onu tanıyorum.

Bunun başka bir açıklaması olamaz.

O, ben.

O, benim aynım!

***

Birkaç ay geçti.

Bir gün beraber bir akşam yemeğindeyiz. O, haşikioyla beslenen üç kiloluk kız gitmiş, yerine dev iştahına sahip bir kız gelmiş. Amman Allahım, nasıl yemek yedi. Ben bir tavuk kanadının yarısını yiyip kalan yarısını yalamakla doyarken, kız on yedi tane falan tavuğun kanatlarını yemiştir. 17 çarpı iki yani.

Hayrete düştüm.

Yemek bitimi beraber lavaboya gittik. Kız içeri girip birden kusmaya başlayınca, çantamdan telaşla peçete çıkardım. Hastalandı veya zehirlendi veya ne bileyim mide travması geçiriyor falan diye endişelendim; çünkü hastalanmayan veya zehirlenmeyen bir insan neden kussun?

Çıktı ve enteresan bir şekilde benden daha sakin görünüyordu.

Sonuç olarak çok yediği için rahatsız olduğunu, parmağını boğazına sokarak kendini kusturduğunu, şu an iyi hissettiğini, bunu hep yaptığını söyledi ve birimiz şok, birimiz huzur içinde pıt pıt bizimkilerin yanına döndük.

Kendini kusturmak? Kustuğu için iyi hissetmek? Bunu hep yapmak?

Allah’ım zaten anoreksiyayım, beynimin yüzde doksanı çubuk krakerden oluşuyor, böyle bir saçmalığı anlamam hiçbir şekilde mümkün değil. Belki de delirmiştir diyerek bu konuyu o an için kapattım.

Eve döndüğümde midem sırtımla yeksan, 44 kiloluk bedenimi yatağa bırakıp uyudum.

 ***

Bir kaç gün geçti.

Nasıl oldu bilmem, akşam yemeğini çok kaçırdım. Muhtemelen iki tavuk kanadı yemişimdir.

Beynimin içinde bir ampul yandı ve banyoya girip parmağımı boğazıma sokmayı denedim.

Ve kustum.

Birkaç gün sonra yine denedim, yine kustum.

Sonra daha çok…

Ve tam

8 sene boyunca,

her gün 3-4 kere,

parmağımı boğazıma soktum ve kustum.

***

Berbat bir bataklığın içinde senelerce debelendim.

Sayısız sinir krizi geçirdim.

Poşetler dolusu ilaç içtim.

Bebeğimi bu yüzden sütten kestim.

İki kez endoskopi oldum.

Onlarca psikiyatra gittim.

Aylarca terapi gördüm.

Kıyafetlerimi makasla parçaladım, aynaları yumrukladım, kendimden nefret edip odalara kapandım.

Peki elime ne geçti?

Kusmaktan şişmiş bir yüz, sabit bir baş ağrısı, hasta bir mide, mide asidinden çürümüş dişler. Berbat bir ruh hali. Her an ya bir şey olursa korkusu. Her defasında vazgeçmeyi başaramamanın verdiği yetersizlik hissi. En kötüsü, çocuğuma kötü örnek olmanın tarifsiz yükü.

Bu duyguların içinden çıkamadıkça yemek, yedikçe kusmak, bir noktadan sonra artık kusmak için yemek…

Verdiğim kiloları da kat kat geri aldım.

Çünkü kusmaya güvenerek aşşırı kalorili besleniyorsun; ama kusmak, midenin her zaman tamamen boşalması anlamına gelmiyor. Kustuktan sonra bedeninde değişik bir alarm sistemi devreye giriyor ve yaklaşık on beş dakika sonra deli bir açlık krizi başlıyor. Miden tamamen boş değil; ama tıkınırcasına yiyorsun.

Bu arada, devamlı su kaybeden bedenin feci şekilde ödem tutuyor, bir de bu şekilde şişiyorsun.

Yani zayıflamak için girdiğin yolun sonunda, daha önce görmediğin kilolara çıkıyorsun. Derdin zayıflamaksa şayet, bunu katiyen bilmen gerekiyor.

Bunun adı bulimia.

***

Kendimi hırpalayarak sarstım.

Birincisi, ben varım; ikincisi, her şeyi modelleyen iki küçük çocuğum var!

Ve yaşarken girdiğim tabutun kapağını az zaman önce mecburen açıp, kendimi itekleyerek ayağa kaldırdım.

Üstümü başımı silkeledim.



Bu beden benim mi, yoksa her gördüğünde neden şiş olduğu hakkında hiçbir bilgisi olmayan yüzüme bakıp ”Ay sana nolmuş böyle?” diyenlerin mi?

Beni bu ayaklar mı taşıyor, yoksa ”Hmm çok kilo almışsın.” diyenler mi?

Çocuklarımı bu ellerle mi besliyor, okşuyor, seviyorum; yoksa ”Eh daha fazla da alma ama.” diyenlerinkiyle mi?



Ben bu dünyada bu bedenle varım.

Bu bedenle yaşıyor, koşuyor, dokunuyor, yazıyor, çiziyorum.

Bu gözlerle görüyorum dünya nimeti çocuklarımı.

Bu omurga beni ayakta tutuyor ki, kucaklayıp öpebiliyorum onları.

Bu bel, bu bacaklar, bu kollar bana ait.

Benim için kusursuzca yaratıldı.

Etrafımı bir miktar aksi ve yersiz yağ tabakası sarmışsa ne gam! Ben akşama kadar koşturuyorum, o da onun ayıbı.

Bugün vardır, yarın belki yok olur, bilemeyiz.

Başkaları hoşlanmak zorunda değil.

Tek sıfatım dışımda değil.

Kendimi sevmezsem öleceğim.

Kendimi sevmek zorundayım ve bunu zaten hakediyorum.

***

Öldüm sandığım uzun senelerin sonunda ayağa kalkmasam, bunca şeyi açık açık anlatabileceğimi sanmıyorum.

Fena bir bağımlılık hali bu. Madde bağımlılığı gibi, yaşamayan bilemez. Sonu ölüme varabilen ciddi bir iş. Gizliden gizliye yaşayan çok kişi var; ama saklıyorlar.

Bilimsel yönünden bahsetmeyeceğim, bir farkındalık geliştikten sonra dileyen araştırır zaten.

Benim amacım, kördüğümlerde boğulduğunu adım gibi bildiğim birilerine dokunmak.

Bunu bir şeref meselesi haline getirip köşe bucak saklamaktan vazgeçip, insanların salakça yaftalarından korkmadan, önce kendine ve ardından diğerlerine itiraf etmelerine aracı olmak.

İçinden çıkarıp paylaştıkça küçülmeye başladığına inandırmak.

Hülâsâ, seneler süren mücadelemde arayıp bulamadığım bir el olmak.

***

Sen de yeme bozukluğu savaşçısıysan,

İlk önce kafandaki değer algısını ve bunu dış dünyadan beklemeyi bırak.

İçinde bulamadığını dışarda bulamazsın.

Kendini yeterince sarstığında, mutlaka geçecek!

Benimki geçti.

Seninki de ge-çe-cek!

***

19 thoughts on “Ben Bulimia Savaşçısıyım, Başka Sorusu Olan?

  1. Sevgili Ceylan,
    Beni çok çok etkiledin. Bunlari anlatarak gösterdiğin cesaret zaten bu durumdan nasıl siyrildigini anlamamiza yetiyor: çok guclusun hem de çok. Dilerim bu muhteşem yazın ihtiyaci olanlara ışık olur.

    Sevgilerle.

  2. 19 yaşındayım. Astım hastası olduğum için 6 aylıkken kortizon kullanmaya başlamışım ve yaklaşık 15 sene daha kullanmaya devam ettim. Haliyle şişen ve ödem tutan ciğerlerim yüzünden kilolu (sınıf arkadaşlarımın tabiriyle dombili) görünüyordum. Bu gidişata bi dur demek adına 2 ayda bilinçsizce 16 kilo verdim ve kendimi hala kilolu hissediyordum. Sonra ne mi oldu? Boğazıma parmak sokup kusmaya başladım. Ve daha sonrasında ise bilinçsizce kilo aldım. Kendimi her halimle sevmeye başladığımda ise 17 yaşındaydım ve kendim dışında kimsenin sözünü umursamadım. İstediğimi sınırlı ölçüde yedim içtim spora yazıldım ve sağlıklı beslendim. Şu an 57 kiloyum ama mutluyum ? yazın bana ayna gibi oldu teşekkürler…

  3. Ceylan supersin yaa !
    Masallah diyorum umarim bundan sonrasi iyi olur, cok guzel cocuklarin var onlar ve kendin icin mutlu kal ??

  4. Okudum inanamadim çünkü suan paylasimlarini gördüğüm o güçlü kadın komik hayat dolu olan kadın nasıl bunlari yaşamış . Ama ne biliyomusun bu güçlü kadı a sebeb olan bu yasadiklarin ve daha iyi olucaksin harikasın bidiklarinla musmutlu yarınların olsun ??

  5. çok güzel bir yazı olmuş. elinize sağlık. tüm ömrünüzü sağlıkla geçirmenizi dilerim. 20li yaşların ortalarından sonra kendini sevmek, başkalarının değerlemelerini ölçü kabul etmemeyi öğrenmek falan mümkün oluyor. ama özellikle ergenlik ve hemen öncesi dönemdekilerin elinden tutmak lazım. nasıl bilmiyorum ama lazım! ben de 9-10 yaşlarındaydım, pek de kilolu olmayan ama hafif tombik ve koca yanaklı bir çocuktum. şimdi o yaşlardaki çocuğuma bakınca ne küçükmüşüm diye daha çok üzülüyorum. anneannemlerin evinde, 10 kişilik masaya 15 kişi sıkışmış yemek yiyorduk. ikinci dilim ekmeğe uzandığımda teyzem elimden ekmeğimi alıp, 1 dilim yeter, kızlar tombik olmaz dedi ve bana henüz 5-6 yaşlarında olan kız kardeşimi gösterip “bak o ne güzel,incecik” demişti. Sofrada gülüşmeler… çok üzerinde durulmadı, geçti gitti o kargaşada, herkes kendi alemine daldı. ama ben içime tıkılan höykürerek ağlama isteği, korkunç bir utanç ve öfke ile kalakaldım. 36yaşımdayım hala toplum içinde yemek yerken elimi ekmeğe uzattığımda aklıma gelir o gün. Kimse kimseye bunu yapmasın, kimse kimsenin çocuğuna da bunu yapmasın ve kimse kimsenin çocuğuna bunu yapmasına izin vermesin…

  6. Ben de yillar önce bu savaşı kazanmış birisiyim ve takıntılı bir insansaniz her zaman nefsinizle savastiginiz durumlar olur…

  7. Çok güzel ve Kıymetli bir yazı Ceylan ellerine yüreğine sağlık!

    Yaşadıklarının yanından Geçmez ama bende de tam tersi bir durum olmuştu. Okula sınıfımdakilerden 1 hatta bir kısmından 2 yaş küçük başladığım için hep minyon ve zayıftım. Ortaokulda kızlar erkeklere erkekler kızlara ilgi duyup iltifatlar edip flörtleşmeye başladığında ben herşeyle dalga geçen salıncakta sallanan kafalardaydım. Gelişkin bir sürü “genç kızın” Arasında çocuktum yani. Bir gün nöbetçiyken sınıf arkadaşım bi oğlan yine sınıf arkadaşım olan diğer nöbetçi kızla Konuşuyor. Nasıl oldu bilmiyorum laf bana ve benim “çıta gibi zayıf bacaklarıma” geldi ve benim üzerimden karşılaştırma yaparak kızın bacaklarına maşallah falan gibi iğrenç ağızlarla güya iltifat etti. O zamana kadar hiç umrumda değildi o anda da dert etmeye değmeyecek değerde bir insandan duyduğum bir laftı ama işte oturdu! Ve ben yiyerek çıta bacaklarımdan kurtulmam, Büyüyüp gelişmem gerektiğini sanarak yedim yedim yedim. Günde 6 öğün yedim, yarım ekmek döner üstüne 2 lahmacun yedim. Geçen yılların etkisi ve ergenlik getirisiyle de bacaklarım 5 katına çıkıp göbeğim pörtlediğinde farkettim durmam gerektiğini ama artık kolay değildi tabi. O aşamadan sonra da bacaklarım kalın takıntısı oldu ve bu sefer de bu fikri kanıksadım. Ne yaparsam yapayım zayıflamadılar, kim ne kadar gayet güzel düzgün Zayıf dese de benim görüşüm değişmiyor. Hala kolay kolay elbise ya da etek giymem bu yüzden.
    Hayatımız boyunca bize birşeyler söyleyenler olacak dert etmemeyi öğrensek herşey daha kolay olacak. Önemsemeyip geçseydim şu an bacaklarımı Şekli ne olursa olsun o haliyle sevebilirdim.

  8. Düşündüm de ben de ne zaman aynaya baksam her dönemde kendimi kilolu hissediyorum , muhakkak fazladan 3 kilo vermem gerektiğini düşünüyor, sürekli dikkat ederken buluyorum kendimi. 30 Yaşındayım iki çocuk annesiyim ve 56 kiloyum, hunharca 53 olmaya çalışıyorum deli miyim neyim ? Ceylan bir kez daha söylüyorum HA-Rİ-KA-SIN ! Kalemine sağlık…

  9. bende o kadar bu diyetlerden falan bahseder olmuşum ki arkadaşım ne güzel ya tek derdin zayıflamak dedi. bir an sevindim ah ne güzel bir derdim yok başka takacak demek ki diye. sonra durdum ve zayıflamak mı? ay ne boş bir iş bu mu benim sıkıntım diye kendime kızdım.çünkü bir maaşımı resmen zayıflama ürünlerine harcamış fakat hiç bir şey kazanamamış olan beni gördüm, en son kusma politikasını düşündüm.Allahtan beceremedim, Bir sağlık problemim yok , ekmek alacak param var , şükrümü arttıran Rabbime şükürler olsun. Önemli olan bunlar diye düşünüp kendimi mutlu edecek başka şeyler aradım . kadın olduğumuz için ilgi çekmek biraz fıtratımızda var ve sindy bebek güzeldir zayıf çünkü politikasıyla büyüdüğümüz için zayıfları kocaları cok sever mantığı oluştu. hiçde bile zayıflamak uğruna halsiz kalıp eşimle ilgilenemediğimde onunla oturup bi kase corba içemediğimde bir elmanın yarısını reddettiğimde ne kadar yalnız hissettiğini ve onunla ilgilenemem onu benden daha cok soğuttu (gündüzleri zaten hep çalışıyoruz) ve onunla gülmem , kaliteli vakit geçirmeye, aynı filmi izlemeye , gülmeye başladım farkettimki zaten o kilo değil gözlerimin bakışını, edamı, saçımı oynatışımı seviyor, onunla yaşamamı seviyor, neden kendimi bile bile öldüreyim ki…

  10. Selamun aleykum Ceylan Hanım, öncelikle geçmiş olsun. Hoşgörünüze sığınarak, faydalanacağınıza inandığım bir tavsiyede bulunacaktım: Merhume kimyager Aidin Salih hanımefendinin “Gerçek Tıp- Yitik Şifanın İzinde” kitabı.

  11. Savaşını kazanmış olmanı tebrik ediyorum umarım hayatın boyunca bir daha sen ve sevdiklerin böyle birşeyle karşılaşmassınız…
    Bir de ricam olacak.Malum zengin hatunsun şu ilham denen şey kesin sana daha çok uğruyordur sen de onu kullanıp daha çok yazsan daha sık yazsan, instagrama bir günde milyon tane resim ve yazı falan koysan..Ha nasıl olur?Hadi hadi nazlanma süper olur….
    Sevgiler 🙂

  12. İnstagram da sıkı bir takipçin olarak şunu söylemeliyim ki; hikayene beni hem şaşırttı, hem üzüldüm, hem sevindim.Ama o günlerden tamamen sıyrılıp şuan aramızda yazılarınla, esprilerinle var olduğun için şükrettim,Allah ailenle sana sağlık, huzur, mutluluk versin kardeşim ?

  13. Canım ne fırtınalardan ne savaşlardan cıkmıssın tebrik ederim vardı bir yasanmişlık zaten sende.

  14. Ceylan, bu yazıyı -en azından bir kısmını- arada sırada instagramda paylaşmalısın. Senin gibi olan, ama saklayan, anlatmayan, anlatamayan, inkar eden, gizlenen ama aslında kendi gibi birinden dinlese belki de uyanacak pek çok insan vardır eminim..

  15. Nasıl kurrtulabildiniz? Nasıl o dürtüyle savaştınız. Madde bağımlılığından farkı yok gerçekten. Çözmek için yollar arıyorum öneriniz olursa sevinirim 🙂 İlaçlar gerçekten işe yaramıyor. En fazla ruh halini düzeltiyorlar ama bu dürtü çok başka..

  16. Okurken ağladım bende 7 senedir bulimia hastasıyım benimde Anoreksiya ile başladı. Evlendim ve çocuk sahibi olmak istiyorum binlerce doktora gittim ama hiç birşey değişmedi bir süre düzeliyor sonra tekrar başlıyor. İnşallah bende duzelebilirim allah sağlıklı sıhhatli olmamızı nasip etsin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir