Annelik Her Zaman Toz Pembe Değil

Haziran 2015…

İki çocuklu hayatımın üçüncü ayında ”İmdaaat!” diye bağırmak istediğim bir gün çareyi, kendimi dışarı atmakta buldum.

Bir kitapçıya gittim ve usul usul dolaşmaya başladım. Uykusuzluktan etrafı flu görsem de, aslında ne aradığımı çok iyi biliyordum.

Sonra, reyondan bana gülümseyen mor kapaklı bir kitaba ilişti gözlerim. O kitabı aldım ve aynı akşam, ayağımda bebek sallayarak bir çırpıda okudum.

photogrid_1475523508135-min

Bazen sinirliyken hızlı hızlı yemek yeriz ya hani, -ben asla öyle şeyler yapmam; ama bir arkadaşım yapıyormuş- onun gibi bir şey yani. Veya can havli de denebilir.

***

Kitabın yazarı, Elif Doğan. Nam-ı diğer blogcuanne

Kitabın adı ise bence tam isabet! Yani daha adıyla okuyucu yakalayan bir kitap. “1-0 önde başlama” şeklinde özetleyebiliriz.

Biraz bilmece veya oyun gibi de aynı zamanda. Hmm bakalım bugün neler tahmin ettiğim gibi değilmiş…

Okudukça da ”Tabi ya, işte aynen, ay evet evet!” diyip duruyorsun.



Annelik her zaman toz pembe değil. Yani sen bilirsin bacım, istersen alma. Bak asla zorlamıyorum; ama cidden annelik öyle sandığın gibi bir şey değil.



Mecbur alıyorsun.

Çünkü bu zamana kadar en iyisini yapmaya çalışmaktan yorulmuşsun. Derken hayatına bir bebek daha girmiş. Sıkışıp kalmış gibi hissediyorsun. Alın terini ikiyle çarpmaktan ha bayıldın ha bayılacaksın.

O noktada sana uzanan bazı eller vesilesiyle level atlaman lazım ki, rahatlayabilesin.

Aslında harika olmak zorunda olmayan ve fakat ısrarla böyle bir tabunun içine sıkıştırılan annelik olayına, bir de bu yönden bakmak istiyorsun. Benim gibi birileri vardır belki diye…

Ve senin gibi birileri var.

Aslında herkes senin gibi. Tüm bunları hemen herkes yaşıyor; fakat bazıları gizlemeye çalışırken, bazıları açık açık konuşuyor.

Elif bu durumun öncülerinden biri.

Anneliğe makul ve en doğal açıdan yaklaşıyor. Anne-bebek-çocuk kitaplarının genelde verdiği ”Nasıl kusursuz bir bal mumu heykeli olabiliriz?” mesajından çok uzak diyarlarda yazılmış.

Zaman zaman bir önceki nesil olan bizlerin nasıl yetiştirildiğine de değiniyor. Geçen sene şu satırları okuyunca soluk soluğa facebook hesabımda paylaşmıştım.

photogrid_1475523535493-min

Katılmayan var mı??

***

Sonra işte,

* “Anne olmadan önceki hayatımızı özledim.” diyor.

* “En iyi çocuk okula giden çocuktur.”diyor.

* “Çocukla yapılan tatil, tatil değildir.” diyor.

(Tamamını yazmadım, müsterih olun. Daha fazla eğlenceli içerik var)

Okudukça anlıyorsun ki, tüm bunlar çocuğuna duyduğun sevgiden tamamen bağımsız. İkisi başka başka şeyler.

“Bıktım senden!” demek gibi değil. Tüm bunları içtenlikle dile getirirken, aslında kalbindeki yükü boşaltıp sevgiye daha çok yer açabiliyorsun.

Bunun rahatlığını şahsen çok sonraları tanıdım.

***

Evet, annelerin de bazen yakınmaya hakkı var. Ve bu yakınmaya “çocuk sahibi olduğuna pişman olmak” gibi bir anlam yüklemek, bence en büyük sığlık.

Deliksiz bir uykuyu aşşırı özlemenin nesi anormal olabilir mesela? Veya sofradan beş yüz kere kalkmayıp, çorbayı sıcak sıcak içmeyi özlemek? Hadi tamam, ya iki buçuk dakikalık bir kahve molası?

Ben özlüyorum.

Biliyorum, sen de özlüyorsun. Öte yandan, tarifi zor bir şekilde seviyorsun. Sonsuz bir güçle bağlısın daha ilk günden. Onun, herkesten farklı ve sabit bir yeri var kalbinde. Bu işin tabiatı bu.

***

Kitap genel olarak işte böyle bir düzlükte.

Yani okuyucuya harika ip uçları, inanılmaz püf noktaları, bebek bakım tüyoları vermiyor. Uykusuz gecelerde bebeğinizi ve bizzat kendi şahsınızı nasıl sakinleştireceğinizden bahsetmiyor. Çocuklar için eğlenceli etkinlik seçenekleri sunmuyor. Doğum sonrası eski formunuza nasıl kavuşacağınızla ilgili hiçbir fikri yok.

Sene olmuş 2016, hâlâ bunları talep eden yoktur büyük ihtimalle. Yani aslında pratikte çok da işlemeyen bir takım harika bilgilere bence herkes doydu. Kalbindeki normali kınanmadan dışa vurabilmeye daha çok ihtiyaç duyuyor insanlar artık.

Bazen, ayakta tutmaya çalışırken normalinden fazla yıprandığımız kumdan kaleleri yıkmamız gerekiyor. Çünkü gerek yok.

Çünkü her şey doğal seyrinde daha güzel.

***

Kahvaltı sofrasını öylece bırakıp kahve pişirmeye benziyor sanki bu. Evet, şu an her yer dağınık, masanın altı kırıntı dolu, belki halıya ketçap falan damlamış  bile olabilir.

Ama burası benim evim ve ben en çok burada mutluyum.

Evet, şu an bedenim çok yorgun olabilir. Veya sinirli olabilirim. Veya her an her isteneni yapmaya hazır olmayabilirim. Bazen canım istemeyebilir. Bazen beynim taşıyamayabilir.

Ama bunlar benim çocuklarım ve ben en çok onlarla mutluyum.

Ben en çok onları seviyorum.

Sen de, o da.

O yüzden relax.

İngilizcem var, sevgiler.

***

4 thoughts on “Annelik Her Zaman Toz Pembe Değil

  1. Kitabın siparişini birkaç gün önce vermiştim, diğer iki annenin kitapları ile birlikte…
    Kitabı okumadan önce güzel bir girizgah oldu bu, her zamanki birceylan stili kaleminle yine döktürdün 😉

  2. Bayılıyorum sana,doğallığına… saudi arabistana gelin geldim ben. Üstüne bir de ikiz bebek süprizi. Onca yıl alınan eğitimler,yabancı diller hoop rafa. Tahmin bile edemeyeceğin kadar bez degistiriyorum 🙂
    Bu yoğunlukta bir heveste yazılarını okuyorum ama. Çok yaşa,yazmaya devam lütfen…

  3. Senin İngilizceni yerim demek istiyorum yanağından bi makas alırken. Az önce sizli instagram yorumu yaptım halbuki. Ya şu ‘Anne olmadan önceki hyatımızi özledim’ düşüncesi nasıl kemiriyor içimi. Taze anneyim Allahtan da çok kemrilmedim. İyi ki varsın ceylan. Çok güzel bi kalbin ve beynin var. Süper bi beyne rağmen güzel kalpli olmak çok zor, çok az. Çok acayip bi anne oldum. Zannediyordum ki birileri evladını anlatırken bile gözleri kalbinin cosmasina dayanamayıp boşalan ben herkeslerden başka bir ana olacağım öyle Anne falan değil son damlasına kadar ana en ana. Kucağıma aldığım an bunu ben yaptım ben doğurdum diyeceğim benim bu diyeceğim diyordum. Ama çok mantıklı bir şekilde bunu ben yapmış olamam bu ancak hop diye kucağıma konmuş süper bir hediye dedim ayrıca çok yabancı geldi tanımaya çalışıyorum . Hani o hayir her sevgiden baska dedikleri sey bende eksik gibi. Ben kocami anami babami kardesimi de cilgin gibi seviyorum hala.yani ayni gibi. Hatta daha mı az! Ya da o bi anda degil de zamanla mi oluyor? Şimdi ‘bebeğimle bağ kurmak için ne yapmam lazım’ diye Google liyorm bende kesin bi anormallik var o yüce dağları delip geçen kusursuzluk bende yok. Ya evladım bunu hisseder de benim yerime anane babane ve bilumum çocuğuma çıldıran kadınları severse ve ben öylece bakakalirsam diye kuduruyorum. Çünkü daha Anne rahmine değdiği anda aklımızın ucundan geçer gibi olan hatta belki geçip gitmiş de bizim bile farketmedigimiz düşünceleri bile sezebildiğini okuyup durdum. Acaba diyorum bu kadınlar bile benden daha mı çok seviyorlar. Daha çok sevmeliyim. Of ya uyumak istiyorum yoo uyku da değil tembel tembel boş boş oturmak uzanmak istiyorum saatlerce tetikte beklemek istemiyorum. Öyleyse ben az seviyorum… neticede iyi ki varsın gideyim de şu kitabı alayım. Nokta virgül kayış koptu sorry e bizim de ingiliccemiz var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir